Ridley Scott’ın ‘The Dog Stars’ı, Peter Heller’ın kıyamet sonrası romanını daha içe dönük bir tona taşıyor
Hollywood Reporter Movies’e göre Ridley Scott’ın Peter Heller’ın 2012 tarihli romanından uyarladığı The Dog Stars, hayatta kalma gösterisinden çok yas, bağlılık ve insan ilişkileri üzerine kurulu bir kıyamet sonrası drama olarak öne çıkıyor. Jacob Elordi’nin başını çektiği oyuncu kadrosunda Margaret Qualley, Josh Brolin, Guy Pearce, Allison Janney ve Benedict Wong yer alıyor.
Ridley Scott’ın The Dog Stars filmi, Peter Heller’ın 2012 tarihli romanını ekrana taşırken türün alışıldık temposundan bilinçli biçimde uzaklaşıyor gibi görünüyor. Hollywood Reporter Movies’nin aktardığına göre yapım, yıkımın ortasında geçse de asıl ilgisini aksiyondan çok karakterlere, kayıptan sonra kurulan kırılgan bağlara ve hayatta kalmanın manevi bedeline yöneltiyor.
Kıyametin ardından daha sessiz bir hikâye
Film, 2035 yılında, bir influenza salgınının insan nüfusunu büyük ölçüde sarstığı bir gelecekte geçiyor. Jacob Elordi’nin canlandırdığı Hig, yalnızca köpeği Jasper’la yaşayan bir dul. Sajı? Hayır, doğrusu: Melissa adlı eşiyle geçmiş hayatından geriye kalan en güçlü bağlardan biri de, çocukluğundan beri yanında olan Belçika çoban köpeği Jasper. Melissa’yı Sai Bennett canlandırıyor. Hig’in dünyası, Colorado’nun Erie kasabası yakınlarında, terk edilmiş bir havaalanı pistinin yanında dönüştürülmüş bir hangarda, Josh Brolin’in oynadığı sert mizaçlı eski asker Bangley’le birlikte sürdürdüğü güçlükle ayakta duran bir düzene dayanıyor.
Bu düzende güvenlik, yiyecek ve yakıt günlük endişelerden ibaret. Hig, eski bir tamirci ve pilot olarak paslı bir Cessna kullanıp Denver çevresini tarıyor; Bangley ise silahlar ve savunma düzenlemeleriyle ilgileniyor. Film, bu iki karakterin iş bölümü üzerinden, uygarlığın kalıntıları içinde bile düzenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bir keşif uçuşu sırasında Hig’in “Reapers” adı verilen yeni bir yağmacı grubu hakkında bilgi edinmesi, tehdidin yalnızca açlık ya da yalnızlık olmadığını; daha da acımasız toplulukların da sahneye çıktığını ortaya koyuyor.
Mark L. Smith’in senaryosunu yazdığı uyarlama, kaynak romana sadık kalırken tonu daha melankolik bir karakter dramına yaklaştırıyor. Bu tercih, The Dog Stars’ı geleneksel bir felaket filminin ötesine yerleştiriyor. Hollywood Reporter Movies’nin değerlendirmesine göre film, hayatta kalma mücadelesini bir tür yalnızlık ve ahlaki sınav olarak ele alıyor; bu da onu, gürültülü çatışmalar yerine atmosfer ve duygu üzerine kurulu bir kıyamet anlatısına dönüştürüyor.
Hig ile Bangley arasındaki gerilim, filmin merkezindeki etik ayrımı da belirginleştiriyor. Bangley, riskten kaçınan, gerektiğinde önleyici şiddete başvurmaktan çekinmeyen biri olarak çiziliyor. Hig ise, tehlikeli olmasına rağmen yardım etmeye yönelen bir karakter. Benedict Wong’un canlandırdığı Aaron’ın liderliğindeki Mennonit topluluğuna tıbbi malzeme ulaştırma girişimi, bu çatışmanın somutlaşmış hali. Bu karar, Hig’in yalnızca yaşama tutunmaya çalışmadığını, aynı zamanda başkalarına borçlu olduğu bir sorumluluk duygusunu da korumaya çalıştığını gösteriyor.
Hikâye, Hig’in Grand Junction’dan gelen bir radyo sinyalini duymasıyla yeni bir yola giriyor. Bu arayış onu, Margaret Qualley’nin oynadığı genç dul Cima ve Guy Pearce’ın canlandırdığı, başlangıçta kuşkucu yaklaşan babası Pops’un yaşadığı uzak bir çiftliğe götürüyor. Buradaki ilişki dinamiği, filmin duygusal ağırlığını artıran bir eşik oluşturuyor: Hig’in gelişi önce ihtiyat, sonra yardım ve nihayetinde güven ihtimalini beraberinde getiriyor. Hollywood Reporter Movies’nin belirttiği üzere Qualley ile Pearce arasındaki gerilim de bu bölümde öne çıkıyor; biri temkinli açıklık, diğeri giderek yumuşayan şüpheyle karşılık veriyor.
Yapımın oyuncu kadrosu da dikkat çekici ölçüde geniş. Elordi’nin içe dönük yorumu, Brolin’in kaba kuvveti ve zaman zaman mizaha yaslanan tavrıyla dengelenirken, Qualley’nin daha ölçülü bir performans sergilediği belirtiliyor. Allison Janney’nin vintage üniformalı eski bir uçuş görevlisi olarak göründüğü ve martini servis ettiği sıra dışı bir ara sahne de aktarılıyor. Bu bölüm, filmin genel tonuyla tam örtüşmese de, yapımın öngörülebilir çizgiden sapmaya çalıştığını düşündüren ayrıntılardan biri olarak öne çıkıyor.
Görsel tarafta Erik Messerschmidt’in geniş ölçekli sinematografisi, Colorado yerine İtalya’daki çekim alanları ve Harry Gregson-Williams’ın akustik çalgılarla orkestral dokuları birleştiren müziği, filmin atmosfer öncelikli yaklaşımını destekliyor. The Dog Stars’ın büyük bir stüdyo etkinliği olarak konumlanmasından ziyade, daha ölçülü bir iz bırakmaya çalışan bir uyarlama olduğu anlaşılıyor. Yine de Hollywood Reporter Movies’nin aktardığı bu çerçeve, filmin kıyamet sonrası anlatılarda giderek daha az görülen bir şeyi hedeflediğini gösteriyor: hızdan çok hüzün, yıkımdan çok bağlılık ve felaketten sonra bile ayakta kalabilecek bir merhamet duygusu.