Kirkus, ‘Daytona Teddy Riggs’ ile Texas’lı bir anti-kahramanı öne çıkarıyor
Kirkus Reviews, 1996 Körfez Kıyısı Texas’ında geçen ilk roman Daytona Teddy Riggs’i, steroidlerle daha güçlü, daha hızlı ve daha sert olmaya çalışırken kendi hayatını daha da dağıtan bir adamın hikâyesi olarak değerlendiriyor. Dergiye göre kitap, taşkın mizahı, sert bir düşüş anlatısını ve okurun peşinden gitmek isteyeceği kadar insani bir merkez karakteri bir araya getiriyor.
Kontrollü kaosun içinden doğan bir ilk roman Kirkus Reviews, yeni incelemesinde ilk roman Daytona Teddy Riggs’i dikkat çekici bir çıkış olarak öne çıkarıyor. Değerlendirmeye göre roman, 1996’da Körfez Kıyısı Texas’ında geçiyor ve bir zamanların umut vaat eden lise futbol yıldızının, kendini daha iri, daha hızlı ve daha sert bir versiyona dönüştürme çabasının nasıl komik olduğu kadar tehlikeli bir çöküşe dönüştüğünü anlatıyor. İnceleme, kitabın merkezinde yer alan dağınık enerjinin yalnızca olay örgüsünü değil, romanın duygusal tonunu da belirlediğini gösteriyor.
Romanın başkişisi Teddy Riggs, kendisine Daytona denmesini istiyor ve bunu da gösterişli bir sloganla pekiştiriyor: “Fastest on the field. Fastest on the road.” Kirkus’un dikkat çektiği bu takma ad, onun sadece kibirli yanını değil, yaşamının önünden kaçma arzusunu da yansıtıyor. Ailesinin güven fonundan kesildikten sonra büyükannesinin yanına dönen Teddy, Granny’nin yumurtayla ayakta tutmaya çalıştığı bir ev düzenine sıkışıyor; buna karşılık kendi iştahını, incelemenin açıkça belirttiği gibi, “the juice” diye anılan steroidlerle daha da körüklüyor. Dergi, bu kullanımın arka plandaki bir ayrıntı değil, öfkesini, fiziksel yıpranmasını ve peşini bırakmayan kavgaları doğrudan besleyen bir motor olduğunu vurguluyor.
Yıkım ile gelişim arasındaki gerilim Kirkus’a göre Teddy, baştan aşağı bir çöküş figürü olsa da tek boyutlu değil. Şimdiki zamanda eski spor sahalarında yaptığı kavgalar, Corpus Christi’deki çeşitli spor salonlarından men edilmesine yol açan geçmiş olaylara dönüşlerle destekleniyor. Buna karşın inceleme, yazar Buxton’un karakteri yalnızca grotesk bir uyarı örneğine indirgemediğini; Teddy’nin dibe vururken bir miktar gerçek gelişim de yaşadığını belirtiyor. Romanın önemli damarlarından biri, Teddy’nin cinsel bir uyanış yaşaması ve hayatında ilk kez elle tutulur bir amaç kıvılcımı hissetmesi. Bu sayede karakter, tamamen kayıp bir figür olmaktan çıkıp, yine de değişme ihtimali taşıyan biri gibi görünüyor.
Bu denge, kitabın komik tarafını da güçlendiriyor. Teddy’nin taşkın iştahı, Kirkus’un betimlemesine göre, para bulmak için arkadaşlarını ve akrabalarını tekrar tekrar yoklamasında ve çoğu zaman devasa fast-food ataklarına girişmesinde açıkça görülüyor. Bir oturuşta birden fazla pizza yiyip bunu yine de bir tür ıstırap olarak yaşaması, onu hem kendini cezalandıran hem de kendine keyif veren bir adam olarak konumlandırıyor. İnceleme, bu çelişkinin romanın absürd mizahını beslediğini gösteriyor: Teddy, ne yaptığının farkında olmayan biri değil; tam tersine, zararın içinden bile bir tür haz üretmeye çalışan bir karakter.
Sahte motivasyon, gerçek sonuçlar Romanın Houston’a uzanan bölümü, Teddy’nin yeniden icat edilme vaadine ne kadar kolay kapıldığını gösteriyor. Tammy adlı bir kadınla tanıştıktan sonra onu da yanına alıp Pat Dupree’nin seminerine gidiyor; Dupree ise bağlılık ve arzu üzerine belirsiz bir motivasyon dili kullanan bir yaşam koçu figürü olarak çiziliyor. Kirkus’un değerlendirmesine göre bu sahne, Teddy’nin hayatını düzene sokacak her şeye olan açlığını açığa çıkarıyor. Ancak seminer, ona beklediği sağlam zemini vermiyor; tersine, karakter yine aynı pervasız örüntünün içinde kalıyor.
Bu noktada romanın hiciv yönü daha görünür hale geliyor. Dupree’nin söylemi boş ve şişirilmiş görünürken, Teddy’nin buna inanmak istemesi, onun ne kadar umutsuz bir çerçeve aradığını anlatıyor. Kirkus, kitabın bu yönüyle kolay çözümlerle alay ettiğini ama karakterine yukarıdan bakmadığını ima ediyor. Teddy’nin zayıflığı, onu yalnızca gülünç kılmıyor; aynı zamanda anlaşılır da yapıyor.
Teddy’nin inişi sonunda hapishaneye kadar uzanıyor. Orada da yine aile desteğine başvuruyor ve bu kez kefalet için kardeşi Pam’e, bir veteriner olan kardeşine, ihtiyaç duyuyor. Pam’in verdiği tepki, incelemeye göre, ailenin onun döngüsünü artık ezbere bildiğini açıkça hissettiriyor. Teddy geri ödeme olarak kişisel antrenman dersi teklif ettiğinde Pam gülüyor ve arabayla uzaklaşıyor; böylece karakter, Kirkus’un ifadesiyle “unhinged future”ına doğru hızla devam etmek zorunda kalıyor. Romanın bu son çizgisi, klasik bir kurtuluş anlatısı sunmaktan çok, hareket ile ilerleme arasındaki farkı didikleyen karanlık bir komediye işaret ediyor.
Tür geleneği içinde bir anti-kahraman Kirkus, Daytona Teddy Riggs’i edebiyatta ve sinemada yerini bulmuş kaybeden ama çekici kahramanlar zincirine yerleştiriyor; bu bağlamda Thelma and Louise ile Richard Russo’nun Hank Devereaux Jr. karakterini hatırlatıyor. Ancak inceleme, Buxton’un malzemeye daha açık yürekli ve daha dengesiz bir tonla yaklaştığını söylüyor: alay, pathos ve okuru karaktere bağlayan bir sıcaklık aynı metinde yan yana duruyor. Bu da romanı, anti-kahraman figürünün güncel edebiyattaki yaygın örneklerinden ayıran nokta olarak sunuluyor.
Kirkus’un değerlendirmesi, kitabı yalnızca steroidler, erkeklik gösterileri ve yanlış kararlar üzerine bir hikâye olarak okumuyor. Romanda, statüye, fiziksel güce, ilgiye, paraya ve belki de hepsinin altında yatan onur duygusuna dönük bir açlık var. Bu yüzden eser, kontrolsüz bir adamın düşüşünü anlatmakla kalmıyor; Amerikan erkekliğinin baskı altında nasıl biçim değiştirdiğini ve ailenin nasıl hem can simidi hem sınır olabildiğini de görünür kılıyor. İnceleme, Daytona Teddy Riggs’i özellikle bu yüzden dikkat çekici buluyor: Teddy iyiye gitmiyor olabilir, ama Buxton onun inişini öyle canlı ve insani kuruyor ki okur onu izlemekten vazgeçemiyor.